Fazilduygun

ABD’nin sevimli Çocuğu İran

7/9/2008 -Kategori: strateji-analiz

ABD’nin sevimli Çocuğu İran

Fazıl Duygun

Aylık dergisi 47. sayı, Ağustos 2008

“Küçük Şeytan”la “Büyük Şeytan” kolkola… Büyük şeytan’ın kim olduğunu biliyorsunuz! Hristiyan-Yahudi Siyonist emperyalizm, yani, AB-D ve İsrail! Ya küçük şeytan kim? İşte,  kafası karışık bazılarının inanmak istemediği ve hâlâ İslâmî(!) görmek istediği, Şiî hain İran, yani Büyük şeytan’ın ebedi dostu, Fars!

Nitekim dostluklarını tazelendirdikleri en son poz, Şiî ihanet ocağı İran’ın Cumhurbaşkanı Ahmed İnecad’ın son Bağdad ziyaretinde olmuş. 13 Temmuz tarihli gazetelerdeki bir habere göre, bu ziyarette, İnecad, işgalci ABD’nin komutanlarıyla kolkola dostluk pozları içeren resimler çektirmiş. İsmi açıklanmayan işgali conilerin komutanı generalin Ahmed İnecad’a :

“Sizinle görüşmek için iznimi ertelettim. Sizinle birlikte olmaktan guruluyum. Kalbimizde çok özel bir yeriniz var” dediği iddia edildi. Bütün, bu haberleri ilk defa yazan da, İran’da yayınlanan İtimadı Millî gazetesi.  Kafası karışıklara bir kere daha hatırlatalım. “Şeytanların birbiriyle ağız dalaşına girmesi, onların birbirine düşman olduklarını göstermez. Hele hele, bir kısmının İslâm görülmesini hiç göstermez!” Adam “Büyük Şeytan’a, İslâm coğrafyasını işgal etmesi (Irak ve Afganistan) en büyük desteği verirken, geçmişte, Irak’a karşı savaşırken, Büyük Şeytan’dan milyarlarca dolarlık silah alırken ( 1986 yılındaki, neocon Yarbay Oliver North ve Nikaragua’daki ‘Kontralar İran parası” skandalını hatırlayınız) ve Büyük Şeytan’a karşı 30 yıldır ( aslında tam 1500 yıldır) bir tek taş dahi atmazken, İran’ın emperyalizme karşı olduğunu söylemek insanlık adına utanç vericidir.) Kanlı Vietnam işgalinin mimarı, ABD’nin eski Dışişleri bakanı, Bilderberg’in daimî üyesi Henry Kissinger’ın “İran bize destek vermese, biz iki hafta bile Irak ve Afganistan’da kalamayız” sözünü, nerelerine sokuyorlar acaba, Şiî İran taraftarı azgın mezhebsiz azınlık? Aşağıdaki makale, Baran dergisi’nin, 18 Ocak Ocak ayındaki 2. sayısında yayınlanan “Haçlı-Şiî Siyonist Dünya Düzeni” başlıklı makaleden aktaracağımız aşağıdaki satırları bir kez daha iyice okumanızı ve ondan sonra, İran’ın kahpeliğini görmenizi istiyoruz:

“1991 yılındaki 1. Sünnî-İslâm- Haçlı+ Siyonist savaşında, Şiî İran tabii ki, sevgili dostlarının yanında yeralmıştır. İran’ın bu dostane ittifakını, Brezenski şöyle itiraf etmiştir:

“İran’la anlaşmasaydık ve bu ittifaka binaen Basra Körfezi bize açılmasaydı, bu savaştan büyük bir felaketle çıkardık!

Son iktibasımız ise, eski İran devlet başkanı Muhammed Hatemî’nin “"11 Eylül'den 5 yıl sonra Medeniyetler Diyaloğu" çerçevesinde New York’ta  USA  TODAY gazetesine verdiği bir beyanattan: “ABD askerleri, Irak’ta huzur ve istikrar sağlanana kadar kalmalıdır. Irak’ı direnişçilerin ve teröristlerin insafına bırakamayız... ABD ve İran, Irak ve Afganistan’da stratejik çıkarlara sahip iki ülkedir ve İran ABD’nin düşmanı değildir. Irak’ta istikrarın sağlanmasında, İran’dan daha fazla çıkarı olan ülke yoktur. Müslümanların 11 Eylül saldırılarını daha kuvvetli kınaması gerekiyor. "Sivilleri öldüren teröristler, ahlaki değerleri olmayan kişilerdir. Bu kişiler cennete giremeyecekler ve bunları İslam adına yaptıklarını söyleyenler de yalan söylüyor."(10 Eylül 2006)

Bir başka Şiî pislik ve Irak’ın hain Başbakanı Nuri El Maliki, ABD Başkanı George Bush'un açıkladığı yeni Irak stratejisiyle ilgili ilk resmi yorumunda, planın kendi strateji ve niyetleriyle aynı olduğunu söyledi. (13 Ocak 2007, gazeteler)

Bunlara ilaveten, Radikal gazetesinde yayınlanan ve aşağıda iktibas ettiğimiz makale de, Şiî ihanet ocağı İran’ın cibilliyeti hakkında bir fikir verir sanırım:

FAYSAL EL KASIM (Radikal, 22/11/2006)

Acaba Tahran'ın nükleer programı nedeniyle ABD'yle İran arasında korkunç bir çatışmaya yol açacak kadar kökleşmiş bir düşmanlığın varlığından söz etmek gerçekten mümkün mü? Yoksa, Arap ve Batı medyasının görmezden geldiği siyasi ve stratejik veriler ve ABD'yle İran'ın ortak çıkarları, iki taraf arasında çatışma çıkmasına izin vermeyebilir mi? Medyanın İslam cumhuriyetiyle ABD arasındaki anlaşmazlıklara yoğunlaşmasının sebebini anlamıyorum. İkilinin ortak noktalarının üzeri tamamen karartılıyor.

İran siyasetine dokundurmak istemiyorum, zira İranlılar Arapların aksine nasıl davranacaklarını biliyor. Arap rejimleri kendi vatanlarında ABD'ye komisyonculuk yaparken İranlılar Sam Amca'ya kendi çıkarları için başkasının çıkarlarını pazarlıyor.

Amerikalı güvenlik uzmanı George Friedman soruyor:;11 Eylül sonrası 21. yüzyılda yaşanan en önemli uluslararası olay nedir biliyor musunuz? ABD-İran koalisyonu.”; Friedman'ın bu sözü rastgele veya kışkırtma amacıyla sarf ettiğini düşünmüyorum. Zira, medyanın Washington'la Tahran arasındaki çatışma olasılığına dair tüm korkutmalarına rağmen gerçekler böyle bir koalisyonun varlığını açıkça ortaya koyuyor.

ABD de İran'a çalıştı

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Seyit Muhammed Ali Abtahi şöyle diyor: “;İran desteği olmasaydı, ABD Irak veya Afganistan savaşını hayal dahi edemezdi.” Bu açıklama Friedman'ın söylemini destekliyor.

Bir başka ifadeyle, Amerikan yüzyılı İran desteğiyle başladı.

ABD, Irak'ı, İran'la bağlantı içindeki Iraklı partilerin işbirliği ve eşgüdümüyle işgal etti. Irak rejiminin düşürülmesi sonrası Washington özellikle de Şii partilere yoğunlaşmaya başladı ve bir anda işgal öncesi hiç kimsenin duymadığı Iraklı Şii lider Ayetullah Ali ortaya çıktı. Sistani bir gecede Time dergisinin yaptığı anketteki 'dünyaya hükmeden en önemli 100 kişi' arasında yer aldı. Burada, ABD medyasının Ayetullahları sürekli şeytanlaştırdığı da göz önüne alınmalı!

İranlılar, Saddam Hüseyin'e karşı sekiz yıllık savaş boyunca gerçekleştiremedikleri şeyleri ABD sayesinde elde etti. Arapların doğu kapısı olmaları sonrası, artık Irak'ın dört bir yanında istedikleri gibi davranıyorlar. Bunun yanı sıra, adamları da Irak'ta açık ABD desteğiyle devlet organlarına hükmediyor. ABD'nin işgal sonrasında Irak'taki sivil yöneticiliğini yapan Paul Bremer de hatıratlarında, Amerikalılarla dini merciler dahil Irak'taki İran grubu arasındaki koordinasyona dair önemli konuları su yüzüne çıkardı.

Irak seçimleri düzenlendiğinde, ABD İran destekli grupların kazanması için elinden geleni yaptı. Şii el Hekim ailesi ve bu ailenin başta Bedir tugayları olmak üzere milisleri ABD'nin de alkışlamasıyla iktidara geldi. Siyah sarık sahipleri ve Amerikan işgal güçleri arasında, Irak direnişiyle mücadele etmek için açık bir koalisyon doğdu. İran'ın Iraklı muhalifleri ve Amerikan güçlerinin işbirliğiyle, Felluce, Telafer, Kaim dahil Irak'ın bir çok Sünni bölgesi tasfiye edildi.

Bazıları Irak'taki Şii çoğunluğun 80 yıllık sınırlandırma sonrası ülkede iktidarı ele geçirme hakkı olduğunu ifade edebilir. Başkalarıysa, 'Iraklı Şiilerle Amerikalıların çıkarları buluştu' diyor. Bu da mümkün. Fakat lütfen bize İran'la ABD'nin birbirlerine düşman olduğunu ve Şahab füzelerinin Amerikan gemilerini vuracağını söylemeyin.

İran kendisiyle bağlantılı Iraklı partiler kanalıyla, ABD'yle açık bir koalisyona girdi. Irak'ta iktidarı elinde bulunduran Şii partilerin, müttefik ve dost oldukları için Amerikan güçlerine tek bir kurşun atılmasına göz yummayı reddetmesi bu koalisyonun göstergelerinden. İran hesabına çalışanlar Amerikalılara Irak'a girdikleri anda karşı koysaydı dengeler bir gün içinde değişirdi; ABD şu ana kadar kararlılık gösteremezdi. Eski ABD, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir Arap gazetesinde yayımlanan makalesinde,Irak'taki İran'la bağlantılı dini merciler Amerikalılara karşı gösteri yapılması fetvası verse, ABD'nin ülkedeki askeri varlığı iki hafta süremez”; itirafında bulunmuştu.

Fakat bu fetvalar sadece Irak halkının inadını kırmak ve işgalcilere direnmemesini sağlamak için çıkarıldı. İran'ın müttefikleri ABD güçleriyle barış içinde, hatta iddialara göre ABD saflarında savaştılar da. Nice gafiller İsrail bir süre önce Lübnan'a saldırdığında Iraklı Şii din adamlarının Amerikalılara karşı fetva çıkarmasını bekledi. Fakat, İran'la ABD'nin ortak çıkarlarını göremedikleri için hayal kırıklığına uğradılar. İmam Humeyni bir defasına şöyle demişti; ”ABD senden hoşnutsa kendini suçla.” ; Fakat bugün ABD sadece İran'dan hoşnut olmakla kalmıyor, İran sayesinde Irak'ta kendisine zemin de hazırlıyor.

İnecad, Hrıstiyan-yahudi emperyalizminin işgali altındaki Bağdad’a gerçekleştirdiği son ziyaretinde, “On yıl önce  dinsiz ve faşist bir diktatör, ülkeyi sömürüye sürüklemişti; ancak şimdi işin başında mümin ve devrimci kardeşler bulunmaktadır. Sadece bu bile şartların değiştiğinin göstergesidir. (Baran dergisi, 78. Sayı, Röportaj, 3 Temmuz 2008)

Adamdaki(!) utanmazlığa bakın siz! Ülkesinin dünya tarihindeki en büyük emperyalist güce karşı savunan bir lidere, bir devlet başkanına söylediklerine bakın siz! Ulan Şiî köpek, senin erketeliğini yaptığın bu işgal neticesinde, yüzbinlerce genç kız ve kadının namusu kirletildi, 1 milyon kadın dul kaldı, 5 milyon çocuk babasız, yetim kaldı, bir de utanmadan, haliniz çok iyi, şükredin diyorsun! Tabii, senin yetiştirdiğin Şiî tecavüzcü köpekler conilerden daha önce tecavüz ediyor, Müslüman kadınlara, esir edip işkence ediyor, Müslüman erkeklerini, değil mi köpek soyu?

Bakın işgalin erketeliğini yapan bu Şiî –kâfir köpeğe, düne kadar bunlara güvendiği için, işgalciden yemediği kazık kalmayan ve vatanını satan pezevenk pozisyonuna düştüğün gören Iraklı Şiî ama işgalin ilk yıllarında Sünnî direnişçilerle birlikte savaştığı için, az buçuk şahsiyet sahibi olabilmiş Mukteda Sadr neler demiş:

“İşte Irak işgale henüz başlamıştı ki Irak halkı kendi içinde örgütlenerek işgale karşı savaşmaya başladı. Direniş Felluce'de başladı ve Necef'te ve Sadr kentinde son buldu. Sadr grubu Basra'da başarısız hükümeti yıldırdı ve bütün bunları büyük önder Mukteda Sadr'ın liderliğinde yaptı.

Fakat Seyyid Mukteda es Sadr İran'a henüz gitmişti ki Sadr gurubu içinde çatırdılar başladı. Bütün Sadr gurubu Seyyid Mukteda'nın ağzına baktığı için İran hükümeti Seyyid Mukteda'yı İran'a çekmek istedi ve bu İran'a teşne hükümet tarafından sürekli tekrarlandı ve Seyyid Mukteda'ya bu İran iş süslü gösterildi.

Sadr hedef tahtasında, Kufe'de öldürülecek falan gibi tantanalar, Sadr İran'a gidene kadar devam etti. Tam Seyyid Mukteda İran'a gitti ki, çelişkili açıklamalar ve hükümetin üstünlüğü başladı. Bütün bu kargaşa hiçbir gerekçe göstermeksizin Kasım Süleymai'nin önderliğindeki ziyaretçi kafilesine yönelik İran ve onunla işbirliği içindeki hükümetin sırasında Seyyid Mukteda'nın 15 Şaban'da hareketsizleştirilmesi ile zirveye ulaştı.

Tam o sırada Şehid Sadr'ın bürosu hükümet güçleriyle birlikte hareket eden dört tane rütbeli İran subayı tarafından esir alındı. Sadr gurubuna bütün siyasi girişimlerden, Şehid Sadr zamanında kazanılmış bütün toplumsal itibardan uzak tutarak darbe vurmak istediler. Ve aynı şekilde Sadr gurubunun Amerika ile mücadelesine, Amerika'nın bütün planlarına karşı çıkmasına, Maliki hükümetinin Amerika'yla imzalamayı planladığı anlaşmayı kabul etmemekteki mücadelesine darbe vurmak istediler.

Sadr gurubu bunlarla beraber gaz ve petrol kanununa, federalizm ismi altındaki bölünme planına, Kerkük'ün Kürtlere verilmesine ve eski Baasçı unsurların yönetime geri dönmesine karşı da mücadele vermektedir. Dolayısıyla Seyyid Mukteda'nın İran'a gitmesi gerekiyordu ve bu hileli yolu kullandılar.

Fars İran, Sadr gurubuna silah verip sonra verdiği silahları ve silah depolarını teker teker Amerikalılara ihbar ederek Sadr gurubunun kendileri için bir oyuncak olduğunu göstermiş oldu. Sadr gurubunu istedikleri zaman Amerika istedikleri zaman hükümet karşısında kullanabilecekleri bir silah olarak gördüler. Seyyid Mukteda İran'a gittiğinde Mehdi Ordusu yanlısı sitelerde defalarca Seyyid Mukteda'nın akıbetinden endişelendiğimizi ve başına neler geldiğinden habersiz olduğumuzu yazdık. Aynı şekilde aşağıdaki satırları yazdık.

Sadr gurubunun bütün önemli şahısları da dahil olmak üzere Seyyid Mukteda sağ mıdır, ölü müdür, ne yer ne içer ne yapar nerde yatar hiçbir bilgiye sahip değiliz. Acaba Seyyid Mukteda'yı İran'ın atom enerjisinin kurbanı olarak büyük bir anlaşma sonucu Amerikalılara mı verdiler; zira bu İran siyasetine bir halel getirmez.

İranlılar el-Kaideyi besliyor ve eğitiyor ve Usame bin Ladin İran'da bulunuyor. İran, Rafsancani başkanlığına razı olmadı diye Seyyid Ahmet Humeyni'yi öldürttü. Rafsancani de "İmam Humeyni benden sonra en liyakatliniz Hamenei'dir" yalanını söylemişti. Seyyid Musa Sadr'ı da Kaddafi ile anlaşmadığı ve kendisiyle uyuşmadığı için bir gece vakti kaybetti. İşte bu İran gerçeğidir ve İran Sadr Gurubu ile derin bir ayrılık içine girmiştir.

Irak hükümeti İran ve Amerika için çalışmaktadır. Irak içinde onlar için çalışan şahıslar yerleştirilmiştir ve onların başında Kis el Huzali, Ekrem el-Kabi, Muhammed Tabatabai sayılabilir. "Özel Tim" adı altıda bir gurup oluşturulmuştur. İçlerindeki içtenlikle direnişe katılan ve direniş ruhunun devam etmesi için uğraşanlara saygımız olmakla birlikte, Mehdi Ordusu iki guruba ayırmışlardır.

Sadr gurubunun Necef çatışmalarından başarıyla çıkması Amerikalıları, hükümeti ve İranlıları rahatsız etti. Amerikalılar şanslarını defalarca denediler, özellikle Sayın Seyyid Mukteda'nın evini kuşattıktan sonra Irak'ı baştan sona yakmak istiyorlardı. Sonra hükümet şansını birkaç defa denemek istedi hiçbir netice alamadan bu girişimlerini bırakmak zorunda kaldı. Bu sefer Bedirciler Şehid Sadr'ın bürosunu yaktılar ardından bütün Irak yandı.

Bedirciler iki saat içinde büyük bir hezimete uğratıldı, büroları basıldı bütün adamları toplandı, bu arada İran bedircileri takviye etmek için olağan üstü bir çaba gösterdi. Sadr'a "Babanın evini yakıyorlar sen ne yapıyorsun" denildiğinde Sadr gurubu çileden çıkmıştı ve o evi yakanların hepsi öldürüldü, onların sonuncusu Sistani'nin Necef sorumlusu Kazım Bedri'dir.

Bütün bu baskılardan sonra Sadr gurubu bir sarsıntı yaşadı ve zayıfladı. İranlı görevliler karar mercilerini işgal etmeye başladı ve Seyyid Sadr'ı bir gerçek olarak göz ardı etmeye başladılar. Yine bunlar birçok samimi insanı istifa ettirip yerine akıl fukarası adamı atadılar. Birçok kişi Sadr gurubundan ayrıldı. Birçok kişi zorla istifa ettirildi ki Dr. Ebu Abdullah bunlardan biridir.

Sıra cuma imamlığına geldi Mücahid Evs el-Haaci'yi azledip yerine zayıf bir konsey getirdiler. Çok kıymetli birçok insanın yerine bir sürü zayıf iradeli adam koydular örnek olarak Şeyh Fadıl Esad Nasıri ve Seyid Riyad Nuri sayılabilir. Bunlardan ikincisini sırf tarzlarına uymuyor diye suikastla ortadan kaldırdılar. Şehid Sadr zamanında oralara atanmış olan ve Saddam'a korku salan birçok önemli kişi görevlerinden alındı ve şimdi evlerinde oturuyorlar.

Bu görevinden alınan kişiler arasında, Şeyh Abbas Rebii, Allame Şeyh Halit Kazimi, Şeyh Müeyyed Hazreci, Şeyh Hüseyin Muhammedavi, Seyyid Muzaffer Batat, Şeyh Casim Saidi, Şeyh Kerim Menfi, Şeyh Abdussamet, Şeyh Abdurrezzek Nedavi ve daha birçokları sayılabilir. Bu görevinden alınalar arasına birçok düşünce adamı da mevcut bunlar arasından, Dr Abduccebbar Hecami, Dr Kureyşi ve Semir Kazimi, Dr Şeyh Yusuf Nasıri, Diyala Cuma İmamı Şeyh Faris zikredilebilir. Yine birçok Afganistanlı da bu görevden alınma furyasından nasibini aldı. Yerlerine atanan zayıf adamların temel sorunu paraya boğulmuş olmaları. Mesala Şeyh Cabir Hafaci'nin aylık geliri bir milyon dinar. Oysa herkes bilir ki Şehid Sadr Irak'ın varoş mahallerinde en kötü şartlarda yaşmıştı.

İşte bu gün Seyyid Mukteda'yı bedenen öldürenler ya da manevi otoritesini ortadan kaldıranlar ya da insanları onun etrafından uzaklaştıranlar, Seyyid Mukteda'nın yazısıyla Sadr gurubu aleyhine hükümet, Amerika ve İran'ın lehine emirler kaleme alanlardır. Bundan sonra çelişkili açıklamalar başlamıştır ve bu Amerika'nın başlattığı açık savaşın bir sonucudur. Yine bu utanç verici ateşkes için ve utanç verici 16 şart için ulaşanların işidir. Zira bu şartlarla kent Amerikalılara teslim edilecek Sadr grubu mensupları ölüme terk edilecek ve silahları müsadere edilecek.

Şimdi Sadr burada olsaydı ve bunları görseydi bunlara müsaade eder miydi? Bu süreçte hükümet ile Amerika ve İran işbirliği yapmıştır. "Mutteki" açıkça biz kanun dışı unsurlarla savaşta hükümetin yanındayız diye demeç vermiştir.

Acaba Seyyid Mukteda Sadr kentinden 1550 kişinin öldürülmesine 3000 kişinin yaralanmasına ve evlerin yıkılmasına nasıl razı oldu. Acaba Seyyid Mukteda Basra'daki hükümetin yenilgisinin onların lehine güçlü bir başarıya dönüşmesine neden razı olsun. Acaba Seyid Mukteda kahraman şeyhlerin cesetlerinin yakılmasına neden müsaade etsin, bizim bildiğimiz Seyyid Mukteda'nın gayreti buna müsaade etmez. Bununla birlikte 16 şartı içeren uğursuz anlaşma ve imzalayanlar şüphelidir.

Bu anlaşmayı imzalayan beş kişiye Sadr teşekkür etmiştir; ama bu beş kişi hükümetin uşağı olmuştur. Şüpheli Salah el-Ubeydi ve beraberindekilere Sadr, bu sözde anlaşmada teşekkür etmektedir. Onlardan Numani Numaniyye'deki davet ile şerefyap olup ihsana gark olmuştur.

Seyid Fazıl Şer'i Sadr çizgisinden sapmış ve Maliki'nin danışmanı olmuştur. Şimdi Sadr gurubu bu adamların elindeki, diğer yazıları ile karşılaştırıldığında benzerlik arz etmeyen bu kâğıtlara nasıl güvensin?

İranlıların bu günler için sahte yazı yazan adamlar yetiştirdiğini biliyoruz. İranlılar her ne kadar kamuoyu önünde Amerika ile savaşıyor gibi gözükse de onu razı etmeye çalışıyorlar.

İnsanlar önceden bu beyanların Seyyid Muktedaya ait olduğuna inanıyorlardı fakat uyanmaya başladılar. Geçenlerde Bağdat'ta Sadr yanlısı bir grup, 16 maddeyi içeren bu anlaşma yazısının Sadr'a ait olduğuna inanmadıklarını beyan ettiler.

Bu gün Sadr gurubunun başına gelenler Saddam döneminden beterdir. Öldürülenler, yaralananlar, evleri bombalananlar tutuklananlar almış başını gidiyor. İranlılar bu Dava ve Bedr Örgütü sayesinde Sadr gurubunu il meclisi seçimlerinden alıkoydular. Bedirciler bir sürü hırsızlık yapıp Sadr gurubuna zarar verdi. Son Sadr gurubu zarar görmüştür; ama olağanüstü gizli cihat planıyla görünmeyen darbeler indirerek bunların hesabını soracaktır.

Kaynak: http://www.manhajalsadren.com/almakalat/2008/06/012.htm  sitesinden tercüme yaparak aktaran  www.cecen.org haber sitesidir.

 

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »